Geri Dön

İnsan vücudunda organlar dokular ve hücreler arasında eşsiz bir denge vardır. Tüm organlar birbirleri ile iletişim halindedir. Bu denge bozulduğu zaman hücre “stres yanıt” oluşturur. Dengeyi bozan bedensel veya duysal stres olabilir. Öncelikle bu ters giden durumu çözebilmek için çaba gösterir, baş edemediği noktada da hastalıklar ortaya çıkar.

Stres hormonlarının en önemlileri kortizol, adrenalin ve noradrenalindir. Bu hormonlar böbreğin üzerinde bulunan “adrenal” bezlerden sentezlenir. Bu hormonların sentezlenmesi emrini de beynimizde bulunan küçücük yapılar verir. Adrenalin sporları arasında olan yamaç paraşütü sırasında sporcunun adrenalini çok yüksek oranda sentezlenir. İşte bu vücudun paraşütle atlama sırasında oluşan strese adrenalin salgılayarak verdiği yanıttır. Başarılı bir atlayış sonrasında adrenalin ve kortizol normal değerlerine döner.

Peki, insan hep yamaç paraşütünden atlama anı gibi yaşayabilir mi? HAYIR yaşayamaz. Avlanan hayvanlarda da bu hormonlar çok yükselir, avlanma bitip hayvanın karnı doyduktan sonra dinlenmeye çekilir ve vücudundaki hormonal denge yeniden normale döner.

Çok önemli bir sınava girdiğinizi düşünün, sabaha kadar uyumadan girdiğiniz sınavda, salgılanan adrenalin ve kortizol uykunuzun gelmesine müsaade etmez. Sınav sonrası ise kendinizi çok yorgun hissedersiniz. İşte bu stres hormonlarının yıpratıcı etkisidir.

Kortizol’ün gün içerisinde salınım ritmi vardır ve bu vücut dengesi için çok önemlidir. Sabah saatlerinde salgılanan kortizol gece yarısı salgılanan değerinin on katıdır. Bu nedenle mümkün olduğunca bu ritme uygun olarak yaşamak önemlidir.

Akut bir streste salgılanan kortizol ve adrenalin hormonunun etkilerini özetlemek gerekirse; kalp hızı ve kan basıncı artar, göz bebekleri genişler, kaslardaki kan akımı artar, karaciğerden glikoz serbestleşir. Akut stres geçtiği zaman tüm bu olaylar normal dengesine döner.

Akut stres’de uyarıcı olan etken geçici olduğu için metabolizma kısa sürede eski düzenine döner ancak kronik stresin etkileri yılıcıdır ve hasar bırakır. Kronik strese en iyi örnek sokak hayvanlarının ömürlerinin kısa olmasıdır. Evde yaşayan bir kedi 15-20 yıl yaşarken sokak kedisinin ömrü ortalama 7-8 yıldır. Kendini hep tehdit altında hisseden kedide kortizol ve adrenalin salgılanarak organlar hasar görür ve ömür kısalır.

Kronik streste de aynı hormonlar salgılanır ancak etkileri şiddetli ve yıkıcıdır. Kan basıncında artma, immun sistemde bozulma, doğurganlıkta sorunlar, kalp hastalıkları ve bağırsak sorunları (irritabl bağırsak, ülser, reflü vd) gelişebilir.

Tabi bu kronik stresin tiroid bezi üzerinde de etkisi vardır. Öncelikle hipofizde tiroid hormonlarının sentezlenmesi emrini veren TSH hormonunu baskılar. Tiroid bezinde sentezlenen T4 hormonundan aktif hormon olan T3 e dönüşümü bloke eder. T3 yerine reverse T3 e dönüştürür. Yani hücre içine T3 hormonu yeteri kadar giremez. Yani kâğıt üzerinde hormonlar normal sınırlarda görünse bile, doku düzeyinde yeterli değildir. Bunun sonucunda da halsizlik, yorgunluk, saç dökülmesi, kilo alma, uyku sorunları gibi pek çok belirti ortaya çıkar.

 

Peki, neden biz kendi bedenimizde sürekli stres hormonları salgılatıyoruz?

  1. İstanbul’da 2-3 saat süren trafik çilesinden söz ediyoruz. Doğru tabi ama bunun nedenine baktığımız zaman şunu görebiliriz. Ortalama ömrün 70 olduğunu ve bunun bir bölümünün de çocukluk yaşlılık olduğunu kabul edersek 40 yıllık kısacık yaşamımızda hep mal mülk sahibi olmaya çalışıyoruz. Çocuklarımızın hayat garantisi için belki de. Bu kadar talep olunca da gökdelenler dikilip duruyor böylece de 3 saat sürüyor güzel evlerimize ulaşmak. Yine bu kaosa neden olan bizleriz.
  2. Bedenimizde yaş almaya bağlı çizgilere çok üzülüyoruz, çareler arıyoruz. Bankadan kredi çekip çeşitli müdahaleler yaptırıyoruz bazılarımız. Aslında o çizgiler yaşanmışlıkları gösteriyor. Bu işlemleri yaptırsak bile “neden şurada çizgim çıktı” stresine girmeden yaptıralım.
  3. Çocukluk ve ergenlik çağımda anneme hep sızlanırdım “neden biz bodrum katında oturuyoruz, neden evimizin eşyaları güzel değil” diye. Annem de bana “kızım evi olmayanlar var” derdi. Çok kızardım tabi, anlayamazdım. Bizler sabrımızı tevekkülümüzü kaybettik. “En önemli şey sağlık” cümlesi ağzımızdan çıksa da bunu kalben demiyoruz. Elimizde olanları değil, olmayanları görüyoruz.
  4. Şık bir restoranda yemek yemeye ekonomik gücümüz yetmediği zaman üzülüyoruz, hâlbuki oralarda o çok lezzetli yemeklerde birçok katkı maddesi ve tatlandırıcı olduğunu unutuyoruz. İlla dışarıda yemek yemeliymişiz gibi daha ekonomik olan fast food tüketerek zehirliyoruz kendimizi.  
  5. Hepimiz interneti kullanıyoruz aslında, stresimizi arttıracak bilgiler yerine farklı bir bakış oluşturabiliriz. Sevdiğimiz bir türkünün veya şarkının bestecisinin hayatını okuyabiliriz. Bu bilgileri beyaz sayfalı bir deftere yazabiliriz. Veya ilk tarağı kim icat etti acaba diye sorup araştırabiliriz, yine defterimize yazabiliriz. Bu bize kendimizi çok iyi hissettirebilir ve farklılık katar. Bu bilgileri de çocuklarımızla komşularımızla paylaşabiliriz.

Geri Dön


Yeşim Erbil - eniyihekim.com